15 Soruda Kronik Böbrek Yetmezliği ve Diyaliz ile İlgili İpuçları

Böbrek fonksiyonu nasıl değerlendirilir?


Böbrek fonksiyonu glomerül dediğimiz fonksiyonel ünitelerin toplam çalışma miktarına göre değerlendirilmektedir. Sağlıklı bir erişkinde glomerül filtre eden miktar 90 ml/dakikadır. Glomerül filtrasyon hızı kanınızdaki kreatinin seviyesi baz alınarak çeşitli formüller ile hesaplanmaktadır. Daha hassas ölçümler 24 saatlik idrar toplatıldığına kan ve idrar kreatinin değerleri ölçülerek yapılan hesaplama ile yapılabilmektedir.


Unutmayın böbrek fonksiyon miktarınız değerlendirilirken hekimler üre değil, kreatinin değerinize bakarak karar vermektedirler.


Kronik böbrek yetmezliği nasıl tanımlanır?


#Kronik #böbrek #yetmezliği böbrek yapısında veya işlevinde üç aydan daha uzun süreli anormallik olması şeklinde tanımlanır. Kronik böbrek hastalığı tanısının konulabilmesi için ya glomerüler filtrasyon hızının üç aydan uzun süreyle 60 mL/dak ve altı olması ya da böbrekte hasar bulgularının olması gerekir.

Böbrek fonksiyonu 60 mL/dak üzerinde iken idrarda albümin veya protein kaybı, böbrek kaynaklı kanamanın olması, böbreklerde doğuştan ya da yapısal bozukluklar (birinin veya ikisinin küçük olması, böbrek cidarında incelme, at nalı şeklinde doğuştan yapışık böbrekler, taş veya mesane problemi nedeniyle yolu yıkanmış ve şiş böbrekler, çok yoğun kistlerin olduğu böbrekler gibi) durumunda da kronik böbrek hastalığı varlığından söz etmek mümkündür.


Böbrek yetmezliği sürecinde neler değişmektedir?


Böbrekler yeterince çalışmamaya başladığında atık ürünler kanda birikmeye, tuz, fosfor, potasyum gibi mineraller atılamamaya başlar. Böbreklerden sentezlenen vitamin D, kan yapımı uyaran eritropoietin başta olmak üzere hormonların salınımını azalır. İştahsızlık ve sabahları bulantı hissi başlar. Üre ve kreatinin değerleri arttıkça halsizlik, güçsüzlük, konsantrasyon güçlüğü, kaşıntı, kramp gibi şikayetler başlar. Tuz birikimine bağlı kan basıncı yükselebilir ve ödem gelişebilir.


Bu bulgular herkeste aynı anda ve benzer şiddette olmayabilir. Örneğin; şeker hastalarında birçok bulgu daha erken görülebiliyorken, kistik böbrek hastalarında kansızlık, #ödem gibi şikayetler çok daha geç ortaya çıkabilir.


Özellikler genç hastalarda, böbrek fonksiyonunu yitirme süreci çok yavaş gelişmişse belirti ve bulgular silik kalabilmekte, çoğunlukla ilk tanı anında böbrek yetmezliği cümlesi hasta ve ailesi tarafından şok ile karşılanmaktadır. Hekiminizin değerlendirmesinde böbrek fonksiyon kapasitesi, üreminin sizde yarattığı klinik ve laboratuvar bulgular değerlendirilir, destek tedavi planlanır.


Böbrek fonksiyonu geri düzelir mi? Diyalizden çıkmam mümkün mü?


Böbrek fonksiyonunun ani bozulmasına yol açan bir olay sonrası diyalize başlamış hastalarda fonksiyonunun düzelmesi ve diyalizin sonlandırılması mümkündür. Örneğin, ağır bir kanama sonrası kanlanma azalmasına bağlı veya ağır bir alerjik reaksiyon, enfeksiyon ya da bağışıklık sisteminin tetiklenmesi ile gelişen nefrit durumunda böbrekteki hasar taze iken uygun tedavi başlanması durumunda #böbrek yetmezliği düzelebilir ve hasta diyalizden çıkarılabilir. Böbrekte hasar yapan olay çok geç fark edilmiş, hasar kalıcı değişiklikler yapmış ve hastalığın kendisi takip süreci boyunca tedaviye yanıt vermemişse genellikle diyalize başlandıktan sonra fonksiyonda geri dönüş görülmemektedir.


Diyalize ne zaman başlanmaktadır?


Kronik böbrek hastalığının erken aşamalarında, diyet ve ilaç yoluyla hastalığın seyrini kontrol etmek ve hastalığın yol açtığı metabolizma bozuklukları düzeltmeye yönelik tedavi uygulanmaktadır. Üre, potasyum, fosfor, sodyum gibi birçok mineral, organik asitler vücutta böbrek yetmezliğinin başından itibaren birikmeye başlamaktadır. Kansızlık, vitamin D eksikliği, büyüme ve erkeklik hormonu gibi hormonlarda azalma veya direnç gelişmektedir.


Böbrek fonksiyonu %90 ve üstü yitirdiğinde destek ilaçlar yeterli fayda vermeyecek, biriken atık maddeler iştahınızı, canlılığınızı azaltmaya başlayacaktır. Bu aşamada hekiminiz size diyaliz yöntemleri ve böbrek nakli seçeneklerini sunacaktır. Diyalize başlandığında bu metabolik değişikliklerin birçoğu düzelecektir ve böylece kendinizi çok daha canlı, güçlü hissedeceksiniz.


İdrarımı yapabiliyorum, niye diyalize girmem gerekiyor?


Bu soru #diyaliz önerilen birçok hastanın sorduğu sorudur.


Böbrek fonksiyonunu kaybederken en son bozulan fonksiyon su atılımıdır. Diyalizin ilk birkaç yılında birçok hastanın idrarı vardır. Zaman içinde idrar miktarı azalır ve biter. İdrarın olması diyaliz arası alınan sıvının az olmasını sağlar ve önemli bir avantajdır.


Diyaliz kararı verilirken, böbrek fonksiyon miktarı, üreminin yol açtığı belirtiler, mineral dengesi, iştahınız ve kilo kaybınızın olup olmaması, sıvı birikim miktarı gibi birçok parametre değerlendirilmektedir. Destek tedavilere rağmen kontrol alınamayan üremik belirti ve bulgular varlığında diyaliz kaçınılmazdır.


Diyaliz veya böbrek nakli seçenekleri konusunda neler bilmeliyim?


Böbrek yetmezliği sürecinin son aşamasına geldiğinizde bir nefroloji uzmanı tarafından değerlendirilerek, tedavi seçeneklerinden birini seçmeniz ve bu yönde hazırlık yapmanız istenecektir.

Önerilecek üç tedavi seçeneği:

  • Hemodiyaliz

  • Periton diyalizi

  • Böbrek nakli


Hemodiyaliz

Hemodiyaliz, böbrek yetmezliği olan bu kişilerde vücutta biriken fazla sıvı ve atıkların yarı geçirgen bir zar aracılığıyla temizlenmesini sağlar. Membranın bir yanında hastanın kanı, diğer yanında ise diyalizat bulunur. Diyalizatta, üre, kreatinin gibi artık ürünler bulunmaz, böylece üre ve kreatinin difüzyonu ile diyalizata geçerken kandaki seviyeleri azalır. Hemodiyaliz işleminin gerçekleşmesi için yeterli kan akımı sağlanmalıdır (erişkinde genellikle yaklaşık dakikada 300-400 ml). Bunun için hastanın atar ve toplardamar arasına cerrahi yöntemle oluşturulmuş bağlantı (arterovenöz fistül) veya toplardamarlardan birine yerleştirilmiş bir kateter kullanılması gerekmektedir.


Kronik hemodiyaliz tedavisi hastanın kalan böbrek fonksiyonlarına ve diyetle aldığı protein miktarına bağlı olmak üzere haftada 2-3 kez 4-6 saat süre ile uygulanır.

Periton Diyalizi

Periton diyalizi, periton boşluğuna doldurulan diyalizatın dengelenme süresinden sonra, yenisi ile değiştirildiği basit bir yöntemdir. Periton diyalizinde periton boşluğunda diyalizat bulunmaktadır. Periton zarı, vücutta biriken toksik maddeleri filtre eden yarı geçirgen zar işlevini görmektedir. Üremik toksinlerin kandaki yoğunlukları azalıp diyaliz sıvısındaki yoğunluğu arttıkça moleküllerin geçişi azalır ve sonucunda peritonun her iki yanındaki yoğunluklar aynı olduğunda molekül geçişi durur. Aynı temele dayanarak sıvı çekmek de olasıdır. Bunu sağlayan diyaliz solüsyonunun içerdiği glukozdur. Bu, diyalizat ile doldurulan periton boşluğunun ozmolaritesini arttırır ve sıvı, ozmozis kuralına uygun olarak ozmotik basıncı yüksek ortama geçer.


Temelde diyaliz solüsyonu içeren PVC torba, transfer set ve Tenckoff kateterden oluşmaktadır. Transfer set ve torba bağlantısı günde 4 kez açılmakta ve torba değişimi gerçekleştirilmektedir. Genellikle günde dört kez yapılan işlem, hasta tarafından ve hastane dışında gerçekleştirildiği için, periton diyalizi tedavisinin başarısı eğitimi de içeren alt yapının yeterliliğine bağlıdır.

Böbrek Nakli

Böbreğin tüm işlevleri, ancak başarılı bir böbrek naklinden sonra geri dönmektedir. Böbrek nakli yaşam kalitesini artırmasının yanı sıra yaşam süresinin de anlamlı olarak uzamasını sağlamaktadır.

Organ nakli canlı veya kadavra vericiden olabilmektedir. Canlı vericiniz yok ise organ nakil merkezlerinde kadavra nakil hazırlıkları tamamlanarak Ulusal Böbrek Bekleme Listesine kayıt yaptırabilirsiniz.

Böbrek hastası olarak yalnız mıyım?



Sağlık Bakanlığı ve Türk Nefroloji Derneği kayıt verilerine göre, 2016 Türkiye'de son dönem böbrek yetmezliği tanısı ile diyalize giren veya böbrek nakli olmuş olan hasta sayısı milyon başı 957'dir. Bu bir milyon nüfuslu bir şehirde yaklaşık 1000 kişinin diyaliz veya böbrek nakli tanıları ile izlendiğini ifade etmektedir.

2017 yılı içinde 58.635’i hemodiyaliz, 3.346’sı periton diyalizi ve 15.330’u böbrek transplantasyonu olmak üzere renal replasman tedavisi uygulanan toplam 77.311 son dönem böbrek yetmezliği tanısı olan hasta bulunmaktadır. Dünya da ise sizin tanınız ile yaklaşık 2 milyon hasta diyaliz tedavisi görmektedir. Gelişmiş toplumlarda ve ülkemizde böbrek yetmezliğinin en sık nedeni şeker hastalığı, hipertansiyon ve damar hastalıklarıdır. Bu hastalıkların toplumda görülme oranı arttığı için diyaliz hasta sayısı katlanarak artmaktadır.


Sonuçta yalnız değilsiniz!


Fosfor kontrolü önemli midir?


Diyaliz vizitlerinde hekimlerinizin muhtemel ilk baktığı sonuçlardan biri fosfor düzeyinizdir. Yüksek fosfor paratiroid hormon düzeyinizin artmasına neden olacak, kalsiyum ile birlikte damarlar, kalp, deri başta olmak tüm dokularda birikerek fonksiyonunu bozacaktır.


Diyetteki fosfor alımının sınırlandırılması #fosfor kontrolünde önemli rol oynamaktadır. Fosforun üç ana temel kaynağı vardır: Doğal içerik olarak bulunan (hücre ve protein bileşiklerine göre); yiyeceklere hazırlanması sırasında eklenen katkı maddelerindeki fosfor bileşikleri; ilaçlar ile destek besin ürünleriyle alınan fosfor. Günde kiloya 1 gram protein tüketen protein tüketen 70-80 kg olan bir diyaliz hastasının 1000-1300 mg kadar fosfor alabileceği öngörülmektedir. Fosfor proteinlerde bulunduğu için, protein alımını kısarak fosfor seviyesini düşürmeye çalışmak yanlış bir uygulamadır. Çünkü protein eksikliğine yol açmaktadır. Bu nedenle fosfor alımını arttıracak diğer fosfor kaynaklarının iyi bilinmesi ve sorgulanması gerekmektedir.


Hayvansal ve bitkisel ürünlerde organik, katkı maddeleri ise inorganik fosfor bulunmaktadır. Hayvansal ürünlerdeki fosforun %40-60’ı, bitkisel ürünlerde ise %20-50’si emilmektedir. Taze ev yapımı gıdaların tüketilmesi, bitkisel ürünlerin tüketilmesi, fosfor bağlayıcıların düzenli kullanımı fosfor kontrolünde önemlidir. Kuru yemiş, kaşar peyniri ve ithal peynirler, çikolata ve derin deniz balıklarında fosfor yüksek miktarda bulunur ve alımı kısıtlanmalıdır.


Hazır gıdalarda (sucuk, sosis, salam, pizza gibi donmuş besinler, hazır çorba, soslar, kola ve hazır tüm içecekler) koruyucu olarak 'E' logolu inorganik fosfor bulunmaktadır ve inorganik fosfor %90 ve üstü oranında emilmektedir.


Fosforun kontrolünde yemek sırasında önerilen fosfor bağlayıcıları kullanmayı unutmamak gerekmektedir. Tükettiğimiz yemeklerin fosfor miktarına göre, ara öğünler de dahi fosfor bağlayıcı kullanılırsa fosfor kontrolü sağlanabilir.


Fosfor kontrolünde en önemli önlem hazır tüm gıda ve içeceklerden uzak durmaktır.

Su ve tuz konusunda nasıl davranmalıyım?


Diyalize başlayan hastaların çoğunda bir miktar idrar yapabilmektedir. Eğer aldığınız sıvının tümünü çıkarabiliyorsanız, hekiminizin gözetiminde su kısıtlaması yapmayabilirsiniz. Unutmayın, zaman içinde idrar miktarınız azalacak, içtiğiniz sıvı gıdaların içindeki su vücutta kalarak ödem yapacaktır. Diyaliz aralarında su birikiminden dolayı kilo almaya başlayacaksınız. Böyle bir durumda su ve tuz alımının kısıtlanmasına çok önem vermeniz gerekecektir.


Diyalize giren hastaların tuz tüketimini sınırlamaları ve mümkün olduğunca her gıdayı tuzsuz olarak tüketmeleri gerekmektedir. Özellikle hazır gıdalarda, kahvaltılık ürünlerde, çeşitli soslar ve turşu gibi takviye ürünlerde tuz miktarının fazla olduğunu unutmamak gerekir. Tuz tüketimi susamayı arttırır ve dolayısıyla diyaliz arasında alınan kilo da artmaktadır. Yine tuz birikimine bağlı dirençli yüksek kan basıncı görülebilmektedir.


Böbrek hastalarına potasyum içerdiği için diyet tuz tüketimi önerilmemektedir. Tıbbi açıdan deniz veya kaya tuzunun farkı yoktur.


Tuz tüketimin azalmak için ipuçları

  • Daima taze ve tuz eklenmemiş besinleri tercih edilmeli,

  • Yemeklerin tadına bakmadan tuz eklenmemeli,

  • Tuz içeriği yüksek olan salamura besinler (zeytin, peynir, turşu gibi) ve konserve besinler daha az tüketilmeli,

  • Hazır besinlerin etiketleri mutlaka okunmalı ve daha az tuzlu olanları tercih edilmelidir.


Potasyum dengesi için nasıl beslenmeliyim?


Kas aktivitesi için gerekli bir mineraldir. Çok düşük ve yüksek değerleri kalp ritmini bozacağı için hayati risk oluşturmaktadır. Potasyum böbreklerden atılır ve böbrek yetmezliği olan hastalarda değeri yüksek olabilir. Kan #potasyum düzeyi dikkatli izlenmeli ve diyetin potasyum içeriği ayarlanmalıdır.

Potasyumdan zengin besinler: kuru yemişler, kuru baklagiller, kurutulmuş meyve ve sebzeler, patates, havuç, mantar, Ispanak, maydanoz gibi koyu yeşil yapraklı sebzeler, salça, tahin-pekmez, domates, muz, kavun, tam tahıllı ürünlerdir. Diyet tuz tüketimi potasyum içerdiği için sakıncalıdır. Potasyum seviyesi yüksek ise hekiminiz potasyumu bağırsak bağlayarak emilimini azaltacak ilaç tedavisi önerebilir. Toz halinde verilen bu ilacı yarı sıvı gıdalara karıştırarak tükettiğinizde gıdaların içindeki potasyumun emilimini azalmaktadır.

Sebze ve meyvelerdeki potasyum miktarını azaltmak için soyun ve küp küp doğrayıp birkaç saat su dolu geniş bir kapta bekletin. Pişirecekseniz ön kaynatma sonrası suyunu dökün ve yeni su ekleyerek yemeğinizi hazırlayın.


Paratiroid hormonum yüksek. Ne yapmalıyım?

Böbrek yetmezliğinin erken aşamalarından itibaren fosforun birikmesi, vitamin D sentezinin azalması, kalsiyum seviyesinin düşmesi gibi nedenlerle paratiroid hormon yükselmeye başlamaktadır. Uluslararası kılavuzlar diyaliz hastalarının paratiroid hormon seviyesinin normalin 2-9 katı aralığında tutacak bir tedavi hedefi göstermektedir. Normalin 2 katından düşük ve 9 katından yüksek paratiroid hormon değerlerinde ek hastalık, artmış ölüm riski gibi olumsuz sonuçlar görülebilmektedir.


Paratiroid hormonun yükselmesini önlemek için fosfor kontrolü, gerekli ise vitamin D tedavisinin verilmesi gerekmektedir. Paratiroid hormon seviyesini normal değerlerin 2-9 katı aralığında sabit tutmak ve ek yükselmesinin önlemek için hastalara vitamin D (kalsitriol veya parikalsitol) ve kalsimimetikler (sinakalset) uygulanmaktadır.


Kontrolsüz yüksek paratiroid hormon seviyesi olan hastada ağır eklem ağrıları, tendon şikayetleri, kas güçsüzlüğü gibi klinik belirtiler varsa veya fosfor ve kalsiyum değerleri normalin çok üstünde seyrediyor, tedavi verilmesini güçlendiriyorsa paratiroid cerrahisi düşünülebilinir.

Kadavra’dan organ nakli sistemi nasıl işlemektedir?


Ulusal Doku ve Organ Nakli Koordinasyon Sistemi'nin amacı, Sağlık Bakanlığı bünyesinde ülke genelinde organ ve doku nakli hizmetleri alanında çalışan kurum ve kuruluşlar arasında gerekli koordinasyonu sağlamak, bağışlanan organ ve dokuların, bilimsel kurallara ve tıbbi etik anlayışa uygun olarak, adaletli bir dağıtımla, en uygun hastalara, en kısa süre içerisinde naklini sağlamaktır.


Organ nakli olmak için sırada bekleyen hastalara adil, sağlıklı ve hızlı bir şekilde uygun organ temin etmek amacıyla bir bilgisayar programı hazırlanmıştır.


2017 yılında 3.330 hastaya toplam 3.342 böbrek nakli yapılmıştır. Ülkemizde böbrek nakillerinin % 80 gibi büyük çoğunluğu canlı vericilerden yapılmaktadır, kadavradan böbrek nakli ise % 20 civarındadır.


Kök hücreden böbrek nakli başlayacak mı?


Kök hücre tedavisi denemeleri özellikle böbreğin ani bir hasarla yetmezliği gittiği durumlarda, kronik süreçte bazı nefritlerde ve şekere bağlı böbrek yetmezliği durumlarında devam etmektedir. Bu alanlarda deneysel olarak başarılı sonuçlar bildirilmektedir. Yine de böbrek yetmezliğinin tedavisinde henüz tıbbi otoritelerin kabul ettiği ve önerdiği standardize edilmiş bir tedavi yöntemi değildir. En çok merak edilen konu olan kök hücreden yeni bir böbrek yapması ve nakli o böbrekten gerçekleştirilmesi tıbben henüz mümkün değildir.


Suni taşınabilir böbrek gelecek mi?


Cevabımız evet.


Diyaliz makinesi bağımlılığından kurtaracak bir yelek gibi taşınacak, kan damarlarına ve mesaneye bağlanarak görevini sürdürecek taşınabilir diyaliz makineleri ile ilgili deneysel çalışmalar devam etmektedir. 10-15 yıl içinde insanlarda pilot uygulamaların biteceği ve kullanımına başlanacağı öngörülmektedir.


#kronikböbrekyetmezliği #böbrek #organnakli #fosforlugıdalar #böbrekyetmezliğinedir #potasyumlugıdalar #böbreknakli #nakil #fosforkontrolü #potasyumkontrolü #diyaliz #diyalizipuçları

0 görüntüleme

Copyright © 2020. Bu Sayfa GEN'in koşulsuz desteği ile hazırlanmıştır. Tüm hakları saklıdır.

Bu sitedeki bilgiler, bir hekim veya eczacıya danışmanın yerine geçemez. Daha fazla bilgi için bir hekime ve/veya bir eczacıya başvurunuz.